Seyh-Edebali

Aslen Karamanlı’dır. İlk tahsilini memleketinde yapan Edebali, tahsilini Şam’da tamamladı. Tefsir, hadis, tasavvuf ve özellikle İslam Hukuku’da ihtisas sahibidir. Hz. Mevlana gibi, zamanının büyüklerinin sohbetinde bulundu. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Sultan Osman Gazi’nin kayınpederidir. Zamanının büyük alim ve velilerindendir. Doğum tarihi kesin olmamakla beraber, Hicri 603 Miladi 1206 yıllarında doğduğu tahmin edilmektedir.

İlimde derya, amelde yüksek, takva ve verada örnek, mal-mülk sahibi bir zat olan Edebali, Eskişehir yakınlarında İtburnu denilen köyde yaşar, yaptırmış olduğu zaviyede öğrenci yetiştirir ve halkı irşad ederdi. Anadolu fütüvvet ehli Ahilerle yakın münasebeti olan Edebali’yi Osman Bey

Şeyh Edebali Hazretleri
Şeyh Edebali Hazretleri Türbesi

sık sık ziyaret eder ve sohbetinde bulunurdu.

Yine Osman Bey’in zaviyede bulunduğu bir gece, gördüğü rüya üzerine Edebali, kızı Mal Hatun’u Osman Bey’e nikahlar ve görmüş olduğu rüyayı da söyle tabir eder: “Sen babadan sonra Bey olacak, kızım Mal Hatun’la evleneceksin. Bende çıkıp sana gelen nur budur. Sizin asil ve temiz soyunuzdan nice padişahlar gelecek. Onlar nice deletleri birçatı altında toplayacaklar. Allahü Teala, nice insanların huzur ve saadete kavuşmasına, din-i İslamla şereflenmesine senin soyunu vesile edecektir.”

Gerçekten de öyle olur, altı asırdan fazla devam edecek olan bir Cihan İmparatorluğu’nun temelleri atılır ve bunun ilk müjdecisi de Edebali Hazretleri olur. Uzun bir ömür süren Edebali 726 H./1325-26 yıllarında yüz yirmi yaşları civarında olduğu halde vefat eder. Cenazesi Bilecik’de zaviyesinin yanına defnedilir. Ahmet Rasim Bey, Edebali’nin Adana halkından olduğunu söylerse de, onun Karamanlı olduğuna şüphe yoktur.

Bir de Osman Bey’in oğlu Orhan Bey’in annesinin Ömer bey adında bir zatın kızı, Mal Hatun; Edebali’nin kızı Bala Hatun’un Osman Bey’in diğer oğlu Alaaddin Bey’in annesi olduğunu kabul eden tarihçiler de vardır. Mehmet Hemdemi Çelebi de Solakzade Tarihli isimli eserinde, Şeyh Edebali’nin Osman Bey’e verdiği kızının adının “Rabia” olduğundan bahseder.

Mavi-zehirli-ok-kurbagasi
Zehirli Ok Kurbağası
Zehirli Ok Kurbağa

Zehirli ok Kurbağası (Dendrobatidae), Anura (kurbağalar) takımının Orta ve Güney Amerika’da yaşayan bir familyası. 175 kadar keşfedilmiş türü bulunmaktadır. Dünyanın en zehirli hayvanlarıdır. Bir insan onlara dokunduğunda felç olabilir. Kendisini takip eden mavi halkalı ahtapotun zehri siyanürden 10.000 kat daha güçlü olmasına karşın, Zehirli ok kurbağasını yakalayamamıştır. Bu kurbağayı yutan bir insan 1 dakikadan az bir zamanda yaşamını yitirir. Batrakotoksin (Batrachotoxin) denilen zehri bilinen en etkili zehirden bile 250 kat güçlüdür. Boyu yalnızca 2,5 cm olmasına rağmen, bir insan ona dokunduğu anda vücuduna 400 farklı alkali zehir yayılmaya başlar. Zehir kana karışırsa 1 dakika içerisinde öldürebilir. Derisindeki zehir 30.000 fare ya da 150 insanı öldürebilecek güçtedir. Bilimciler bu zehri bir sinek ve karınca türünü yemesi nedeniyle derisindeki keselerde ürettiğini keşfetmişlerdir.

corek-otu

Çörek otu yıllık otsu bir bitkidir, tohumlarından çoğalır. Kumlu gevşek toprakları sever, çiçeklenme dönemine kadar su ister daha sonra sulanmaz. Tohumları haşhaş bitkisinde olduğu gibi kozalak (Kapsül) içerisinde olgunlaşır. Tohumları 2–3 mm boyunda 3 yüzeyli mat olmayan siyah renklidir. Çok yağlı bir tohum değildir. Yağ oranı %18’dir.

Kimyası

Çörek otu bol miktarda conjuge linoleik (18:2) asit, thymoquinone, nigellone, melanthin, nigilline, damascenine, ve tannin barındıran yağ içerir. Melanthin büyük dozlarda alındığında zehirlidir ve nigelline ise felç yapıcıdır. Bundan dolayı bu baharat ılımlı miktarlarda kullanılmalıdır.

Çörek otu sitokormlar üzerinden birlikte kullanıldığı birçok ilacın yıkım hızını etkiler ve bu ilaçların vücutta istenmeyen birikimler yapmasına veya erken yıkım ile tedavi dozlarının altında kalmalarına yol açabilir.

Faydaları

Astım, 10 yılında yapılan bir dizi laboratuvar çalışması sonucunda çörek otunun astım hastalığına yönelik olumlu etkilerinin olduğu kanıtlandı ve bu araştırma sonucu Phytomedicine dergisinde yayınlandı.

Yüksek Tansiyon, Fundamentals of Clinical Pharmacology (Klinik Farmakolojisi’nin Temelleri) adlı dergide yayınlanan laboratuvar araştırmaları sonucu göstermektedir ki, çörek otu yüksek tansiyonu düşürme noktasında önemli bir fonksiyon üstlenmektedir.

Parkinson Hastalığı, Neuroscience Letters’da yayınlanan araştırma sonuçlarına göre, thymoquinon özünün parkinsona bağlı toksisite nöronlarını koruduğu gözlemlenmiştir.

Meme Kanseri, Birleşik Devletler Mississipi Üniversitesinde yapılan deneyler sonucunda meme kanserine neden olan kanser hücreleri yavaşlatmada başarılı olduğu ortaya konmuştur.

Şeker Hastalığı, Tohoku J Exp Med Dergisinde yayınlanan laboratuvar çalışmaları sonucuna göre, Türkiye 100. Yıl Üniversitesinde, araştırmacılar tarafından fareler üzerinde yapılan deneyler sonucu çörek otu yağının kan şekerini düşürme noktasında önemli rol aldığı ortaya konulmuştur.

Türler

Yabani çörek otu (Nigella arvensis)
Fırıldak çörek otu (Nigella ciliaris)
Şam çörek otu (Nigella damascena)
İspanya çörek otu (Nigella hispanica)
Nigella integrifolia
Nigella nigellastrum
Sarı çörek otu (Nigella orientalis)
Nigella oxypetala
Adi çörek otu (Nigella sativa)
Nigella segetalis

menenjit

Menenjit beyni ve omuriliği kaplayan koruyucu zarlarda oluşan akut enflamasyondur. Enflamasyon; bakteri, virüs veya diğer mikroorganizmaların enfeksiyonu sonucu ve az da olsa ilaçlar tarafından olabilir. Menenjit’te enflamasyonun beyin ve omuriliğe yakınlığı hayatî bir risk taşıyabilir. Bu halde durum acil vaka olarak tanımlanır.

Menenjit’in en yaygın semptomları baş ağrısı ve ense sertliğidir. Bunlarla birlikte ateş, konfüzyon, bozulmuş bilinç, kusma, ışığa tahammül edememe (fotofobi), sese tahammül edememe (fonofobi) semptomlar arasındadır. Çocuklar genelde özel olmayan semptomlar sergiler: irritabilite (duyarlılık) ve drowsiness (uykulu olma) gibi. Eğer bir döküntü varsa, bu menenjitin özel bir nedenini ortaya koyabilir. Örneğin meningokoksik bakteri tarafından ortaya çıkan bir menenjitte özel döküntüler olabilir.

Tanı için lumbar ponksiyon kullanılır. Omurilik kanalına sokulan bir iğne yardımıyla beyin ve omuriliği kaplayan beyin-omurilik sıvısı (BOS) örneği alınır. BOS tıbbî laboratuvarda incelenir. Akut menenjitte ilk tedavi antibiyotik ve bazen antiviral verilmesiyle olur. Kortikosteroidler enflamasyon sonucu oluşabilecek komplikasyonlardan dolayı kullanılabilir. Menenjit özellikle erken tedavi edilmezse sağırlık, epilepsi, hidrosefali ve bilişsel eksiklik gibi uzun vadeli ciddi sonuçlar doğurabilir. Bazı menenjit türleri örneğin meningokoksik bakterilerle ilgili olan, Haemophilus influenzae tip B, pnömokoksik ya da kabakulak virüs enfeksiyonu bağışıklıklamayla engellenebilir.

Bulgular ve belirtiler

Klinik özellikler

Ense sertliği gelişmiş menenjit hastası, 1911-1912 Teksas’ta Menenjit salgını

Yetişkinlerde, menenjitin en sık görülen semptomu çok şiddetli baş ağrısıdır ve neredeyse bakteri kaynaklı menenjitlerin %90’unda görülür. Bunu nuchal sertlik(sertleşme ve ense kas tonusunun artışına bağlı boynun öne doğru pasif kasısının olmaması) takip eder. Klasik üç teşhis bulgusu nukal sertlik, ani yüksek ateş ve olağan dışı mental durumdan oluşmaktadır fakat bu üç durum bakteriyel menenjit vakalarının yalnız %44-46’sında görülmektedir. Eğer bu üç bulgunun hiçbiri de görülmüyorsa menenjit olma durumu tamamen olağandışıdır. Menenjitle ilgili diğer bulgular arasında fotofobi(ışığa karşı yüksek hassasiyet ve korku) ve fonofobi(sese karşı yüksek hassasiyet ve korku) yer almaktadır. Küçük çocuklar genellikle yukarıda bahsedilen bulguları sıklıkla göstermezler ve sadece iritabilite(aşırı duyarlılık) ve sağlıksız görünüm sergilerler. Altı aylık döneme kadar olan bebeklerde fontanel (bıngıldak, bebeklerin kafalarının üstündeki yumuşak nokta) de şişkinlik görülebilir. Çocuklarda menenjiti diğer hastalıklardan ayırt etmekte kullanılan bulgular arasında ayakta ağrı, ekstremitelerde soğukluk ve anormal deri rengi sayılmaktadır.

Nukal sertlik bakteriyel menenjit görülen yetişkinlerin %70’inde ortaya çıkmaktadır. Menenjizm’in diğer bulguları arasında pozitif Kernig bulgusu ve Brudzinski bulgusu yer almaktadır. Kernig pozitif bulgusunda sırtüstü yatırılmış, kalçası ve dizi 90 derece fleksiyon pozisyonunda bulunan kişide ağrı pasif ekstansiyonu kısıtlamaktadır. Pozitif Brıdzinski bulgusunda ise boyun fleksiyonu istemsiz diz ve kalça fleksiyonuna neden olur. Her ne kadar hem Kernig hem de Brudzinski bulguları menenjit taramasında kullanılsa da bu testlerin hassasiyeti belli ölçüler dahilinde kısıtlı kalmaktadır. Buna rağmen menenjit açısından bu testlerin oldukça spesifiktir ve bulguları diğer hastalıklarda nadir görülmektedir.

Menenjite Neisseria meningitidis (“meningococcal meningitis” olarak da bilinir) isimli bakteri sebep olabilir. Bu bakteri sonucu oluşan menenjitte öteki semptomlardan daha baskın olarak süratle yayılan peteşiyel döküntüler görülür. Döküntüler; gövdede, alt ekstremitelerde (bacakta), müköz membranlarda, konjonktivada ve az da olsa avuçiçi ve ayak tabanında ; küçük, düzensiz, çok sayıda mor veya kırmızı ”peteşiyel” noktalar şeklinde görülür. Döküntüler soluk değildir(non-blanching). Yani, kırmızılık; parmakla veya su bardağı gibi bir cisimle bastırıldığında kaybolmaz. Yine de bu döküntünün meningococcal meningitis’te olması gerekli değildir. Döküntü kısmen hastalık için özel bir bulgudur. Buna rağmen öteki bakteriler yüzünden de oluşabilir. Menenjite sebep olan öteki durumlarda cilt belirtisi olarak el, ayak, ağız hastalığı ve genital herpes görülebilir ki bunlar viral menenjitin çeşitli formlarıyla ilgilidir.

Erken komplikasyonlar

Hastalığın erken safhasında ek problemler meydana gelebilir. Bu belki özel bir tedavi gerektirebilir ve bazen şiddetli bir hastalığın veya daha kötü bir hastalık sürecinin (prognoz) habercisi olabilir. Enfeksiyon, sepsisi tetikleyebilir. Sepsis; kan basıncının düşmesi, taşikardi, yüksek veya anormal olarak düşük ateş ve hızlı soluk alıp verme ile ilgili sistemik inflamatuar yanıt sendromu denen bir durumdur. Özellikle meningococcal meningitis’te (ama sadece meningococcal meningitis’te değil) çok düşük kan basıncı erken safhada meydana gelebilir. Bu, diğer organlara yetersiz kan gitmesine neden olabilir. Dissemine intravasküler koagülasyon, aşırı kan pıhtılaşması aktivasyonu, organlara kan akışını engelleyebilir ama çelişkili bir biçimde kanama riskini de artırabilir. Meningococcal hastalıkta el ve ayakların kangren olma durumu görülebilir. Şiddetli meningococcal ve pneumococcal enfeksiyonlar adrenal bezlerin kanaması ile sonuçlanabilir. Bu durum Waterhouse–Friderichsen sendromuna yol açabilir ki sıklıkla ölümcüldür.

Beyin dokusu şişebilir (beyin ödemi), kafa içi basıncı artabilir, şişmiş beyin kafa tabanına herniasyonuna (fıtık) neden olabilir. Pupiller ışık refleksinin, anormal vücut postürünün, bilinç düzeyinin düşmesiyle anlaşılabilir. Beyindeki enflamasyon da beyin-omurilik sıvısının normal akışını engelleyebilir (Hidrosefali). Farklı sebeplerden ötürü nöbet (havale) oluşabilir. Çocuklarda vakaların %30’unda erken safhada nöbet geçirilmesi görülebilir. Nöbetler basınç artışı ve beyin dokusundaki enflamasyondan dolayı olabilir. Lokal nöbetlere (vücudun bir parçasını veya uzvunu -kol ve bacak-), persistant nöbetlere ve geç-başlangıçlı nöbetlere uzun vadeli sonuç veren ilaç tedavisi uygulamak zordur.

Beyin zarlarındaki enflamasyon kafa çiftlerinin fonksiyonunu bozabilir. Bu durum; yüz kaslarında, göz hareketlerinde ve işitmede aksaklığa sebep olabilir. Beyindeki (ensefalit) ve beyin damarlarındaki enflamasyonun (serebral vaskülit) yanı sıra toplardamarlardaki kan pıhtısı (serebral venöz trombozu) birlikte; zayıflığa, duyu kaybına ve beynin etkilenen bölümüne göre vücudun bazı parçalarında fonksiyon bozukluğu görülmesine sebep olabilir.

Sebep

Menenjit genel olarak mikroorganizmalarla oluşan enfeksiyon sonucu oluşur. Çoğu enfeksiyon virüslere bağlıdır. Bakteri, mantar ve protozoa da diğer etkenler arasındadır. Bulaşıcı olmayan etkenlerden dolayı da olabilir. Aseptik menenjit terimi bakteri enfeksiyonu ispat edilmeyen durumlarda kullanılır. Bu tip menenjite genelde virüsler neden olur ama kısmen tedavi edilmiş bakteri enfeksiyonları da neden olabilir: bakteri meninkslerden kaybolduğunda ya da patojenler meninkslere bitişik bir yere bulaştığında.(ör: Sinüzit) Endokardit (kan dolaşımı yoluyla bir küme bakterinin kalp kapakçıklarında enfeksiyon yapması) aseptik menenjite sebep olabilir. Aseptik menenjit, Treponema pallidum (sifiliz etkeni) ve Borrelia burgdorferi (Lyme hastalığı etkeni olarak da bilinir) bakterilerini içeren Spirochaete denen bir tip bakteri sebebiyle de olabilir. Menenjite serebral malaria’da (Beyne bulaşan sıtma) veya amoebic menenjit’te rastlanabilir. Tatlı suda yaşayan Naegleria fowleri türü amip de menenjite sebep olabilir.

Ertuğrul_Gazi

Ertuğrul Gazi (ö. ~1280, Söğüt), 13. yüzyılın ortalarında Oğuzların Kayı boyunun lideri ve Osmanlı Beyliği’nin kurucusu olan Osman Bey’in babası.

Anadolu’ya gelmesi ve Söğüt’e yerleşmesi

Anadolu Selçuklu Devleti’nin Bizans İmparatorluğu sınırında bulunan uç emirliklerindeki Türk sayısı, 1243 yılında gerçekleşen Kösedağ Muharebesi sonrasında Anadolu’da başlayan Moğol baskısı sebebiyle artış göstermiş; buna paralel olarak Bizans topraklarına yapılan akınlar artmıştı. Bu akınlar sonucunda, Bizans topraklarında ikinci halka uc beylikleri kurulmaya başladı. 13. yüzyılın ikinci yarısında bu beyliklerin en güçlüsü konumunda olan ve Kütahya civarında hüküm süren Germiyanoğulları Beyliği, 1300’lere doğru Batı Anadolu’da fetihler yaparak üçüncü halka uc beyliklerinin kurulmasını sağladı. Sultan Öyüğü (günümüzde Eskişehir) bölgesinde, ucun en ileri hattı olan Söğüt’te yerleşen Türk boyunun başında Ertuğrul Gazi bulunmaktaydı. Ertuğrul Gazi’ye bağlı boyun bu bölgeye ne zaman ve nasıl geldiği kesin olarak bilinmemekle birlikte, konu hakkında farklı görüşler mevcuttur.

Ruhi Tarihi’ ne göre Ertuğrul Gazi veya atalarının önderliğindeki 340 kişilik Türk boyu, Selçuklular ile birlikte Türkistan’ı terkedip Anadolu’ya gelerek Engüri (günümüzde Ankara) civarındaki Karacadağ eteklerine yerleşti. 1222-1230 yılları arasında, İznik İmparatoru III. İoannis ile Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad arasında Sultan Öyüğü ve Engürü civarında gerçekleşen mücadelelerden haberdar olan Ertuğrul Gazi, orduya hizmet amacıyla çarpışmalara katıldı, bu kapsamda Karacahisar’a yapılan kuşatmada yer aldı. Bunu memnuniyetle karşılayan I. Alâeddin Keykubad, Ertuğrul Gazi’yi akıncı başı yaptı. 1230 yılında, Harezmşahlarla yapılan Yassı Çemen Muharebesi ve Moğollarla yapılan Kösedağ Muharebesi sebebiyle I. Alâeddin Keykubad ile III. İoannis arasında barış sağlandı.[2] Kısa süre sonra I. Alâeddin Keykubad, Ertuğrul Gazi veya atalarına Söğüt’ü kışlak, Domaniç’i yaylak olarak verdi. Ertuğrul Gazi akınlarına buradan devam ederken, I. Alâeddin Keykubad’ın ayrılmasının ardından Karacahisar elden çıktı. Bunun üzerine Ertuğrul Gazi, yerli tekfurlarla uzlaşma yoluna gitti. Ruhî Tarihi‘nde yer alan bu bilgileri Neşrî, Ruhî’den aktarmaktadır. Âşıkpaşazâde ise bu anlatılanları kısaltmış ve içeriğini değiştirerek, yaşananları Osman Bey dönemine nakletmiştir. Başka bir hikâyeye göre ise Sürmeli Çukur (Aras Nehri vadisi) veya Ahlat’tan Engüri civarındaki Karacadağ eteklerine yerleşen Ertuğrul Gazi ve aşireti, burada bir süre kaldı ve İznik İmparatoru III. İoannis’e karşı I. Alâeddin Keykubad’ın ordusunda yer aldı. Ancak Moğol saldırıları sebebiyle I. Alâeddin Keykubad’ın Konya’ya dönmesinin ardından Ertuğrul Gazi’ye Söğüt’ü kışlak, Domaniç’i yaylak olarak tayin etti.

ÖlümüErtugrul-gazi-kabri

Oğlu Osman Gazi 1299 yılında, merkezi Söğüt olan Osmanlı Beyliği’ni kurdu. Söğüt’te vefat eden Ertuğrul Gazi’nin, oğlu Osman Gazi tarafından yaptırılan bir türbesi bulunmaktadır.

 

girdap

Bir akışkanın basınç farklılaşması sebebiyle bir eksenel merkez etrafında dönmesi hareketine girdap denir. Çevresinde döndüğü eksen düz veya eğri, tek veya çok, bir yerde sabit kalan veya gezici türde görülebilir. İçtiğimiz çayda olduğu gibi akışkanın herhangi bir dış etkence karıştırılmasıyla girdap oluşumu gerçekleşir. Teknelerin dümen suyunda, hareket eden uçakların arkasında, tekne küreğinin çekilmesiyle, bazı rüzgar oluşumlarında dönen girdapları görebilmek mümkündür. Bu doğa olayı Bernoulli tarafındfan ortaya konmuş akışkanlar mekaniği ilkeleriyle açıklanabilmektedir.Girdap

Bernoulli kanununa göre akışkanlarda basınç hız ile ters orantılıdır. Girdap merkezinde hız çok yüksekken basınç ise çok düşüktür. Merkezden uzaklaştıkça tam tersi bir şekilde basınç yüksektir hız ise düşük kalır. Bu halde basıncın yüksek olduğu bölgeden, basıncın düşük olduğu bölgeye doğru akışkan hareket etme eğilimi gösterir. Basıncın düşük olduğu bölge yüksek basıncın ortasında kalması halinde, alçak basınç bölgesi merkez olmaya başlar ve böylece girdaplaşma gerçekleşir. Bir bölgede akışkanın harekete geçmesi başka bir kuvvetin etkili olmasını gerektirir. Her etki bir tepkiyi doğururken, tepki de tekrar yeni bir etkiye dönüşür.

 

hindistan_bayrak

Hindistan ya da resmî adıyla Hindistan Cumhuriyeti, Güney Asya’da bulunan bir ülkedir. Dünyanın en büyük yedinci coğrafi alanı ve en büyük ikinci nüfusuna sahip olan ülkedir. Ulusal marşları “Jana Gana Mana” dır. Hindistan Endonezya’dan sonra sayıca en kalabalık Müslüman nüfusa sahiptir.Hindistan nominal fiyatlarla dünyanın en büyük on ikinci ekonomisine ve Satın Alma Gücü Paritesi’ne göre dünyanın en büyük dördüncü ekonomisine sahiptir.

Dünyanın en büyük demokrasisidir. Güneyinde Hint Okyanusu, batısında Umman Denizi ve doğusunda Bengal Körfezi’nin bulunmasıyla birlikte Hindistan’ın deniz kıyısı 7.517 kilometre uzunluktadır. Batısında Pakistan, kuzeydoğusunda Çin, Nepal ve Bhutan ve doğusunda Bangladeş ve Myanmar ülkeleri ile sınır paylaşmaktadır. Ayrıca Sri Lanka, Maldivler ve Endonezya’ya çok yakındır.

Hindistan'ın Dünya'daki Yeri

İndus Vadisi Uygarlığı, tarihi ticaret yolları ve büyük imparatorlukların yer aldığı bölge olan Hint Yarımadası, uzun tarihin çoğu boyunca ticari ve kültürel zenginliği için biliniyordu. Hindistan, dünyanın en önemli dinlerinden olan Hinduizm, Budizm, Jainizm ve Sihizmin doğum yeridir. Ayrıca, Zerdüştlük, Yahudilik, Hristiyanlık dinleri M.S. birinci yüzyıldan itibaren ülkeye gelerek bölgenin çeşitli kültürünü şekillendirdi.

Hindistan, 28 tane eyalet ve birlik bölgesinden oluşan ve parlamenter demokrasi olan bir cumhuriyettir. Borsa sayılarına göre dünyanın en büyük on ikinci ekonomisine ve dünyanın en büyük dördüncü satın alma gücü paritesine sahiptir. 1991’den beri uygulanan ekonomik inkılapları nedeniyle dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden birisidir. Buna rağmen yoksulluk ve kötü beslenme oranları hâlâ çok yüksek, okuryazarlık ise çok düşüktür. Çin ile birlikte dünya gezegeninde nüfusu 1 milyar sınırının üstündeki iki ülkeden birisi olarak önemli bir yere sahip olan Hindistan, daha yüksek olan nüfus artış hızı sebebiyle yakın bir gelecekte dünyanın en kalabalık ülkesi olacaktır.

İdari bölümler

 

Hindistan, yirmi sekiz tane eyalet ve yedi tane birlik bölgesinden oluşan bir Federal Cumhuriyettir. Her eyalet, Puduçeri ve Delhi kendi seçilen hükümetlerine sahiptir. Diğer beş birlik bölgesinin kendi atanmış memurları vardır ve böylece doğrudan Cumhurbaşkanı’nın idaresi altındadır. 1956’da uygulanan “States Reorganisation Act”‘ine göre eyaletler, dillere göre oluşmakta ve günümüzde de bu uygulama devam etmektedir. Eyaletler ve birlik bölgeleri 610 tane ilçeye de bölünür.

Eyaletler:
  1. Andhra Pradeş
  2. Arunaçal Pradeş
  3. Assam
  4. Bihar
  5. Chhattisgarh
  6. Goa
  7. Gucerat
  1. Haryana
  2. Himaçhal Pradeş
  3. Cemmu ve Keşmir
  4. Carkhand
  5. Karnataka
  6. Kerala
  7. Madhya Pradeş
  1. Maharaştra
  2. Manipur
  3. Meghalaya
  4. Mizoram
  5. Nagaland
  6. Orissa
  7. Pencap
  1. Racastan
  2. Sikkim
  3. Tamil Nadu
  4. Tripura
  5. Uttar Pradeş
  6. Uttarakhand
  7. Batı Bengal

Birlik bölgeleri:

  1. Andaman ve Nikobar Adaları
  2. Çandigarh
  3. Dadra ve Nagar Haveli
  4. Daman ve Diu
  5. Lakşadvip
  6. Delhi Bölgesi
  7. Puduçeri

Din

Din Hindistan’da bir hayat tarzıdır. Bütün Hint geleneklerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Birçok Hint için din, günlük işlerden eğitim ve politikaya kadar hayatın her safhasına nüfuz etmiştir. Laik Hindistan, Hindu, İslam, Hristiyanlık, Jainizm, Sihizm ve diğer sayısız dini geleneğe ev sahipliği yapar. Hinduların yanında Müslümanlar önde gelen dini gruptur ve Hint toplumunun ayrılmaz bir parçasıdır. Hindistan Endonezya’dan sonra sayıca en kalabalık Müslüman nüfusa sahiptir. Hindistan’da tüm dinlerce kabul edilen ortak uygulamalar vardır ve her yıl çeşitli müzik ve dans festivalleri tüm topluluklarca kutlanır. Her birinin kendi hac yerleri, kahramanları, efsaneleri ve hatta mutfak alışkanlıkları vardır ki bu toplumun temel özelliği olan özgün farklılık içinde karışır gider.

Hinduizm

Bir dinî gelenekler dermesi olan Hinduizmin temelini belirleyen inanışları tanımlamak pek kolay değildir. Zira Hindistan nüfusunun büyük çoğunluğunun sahip olduğu bu inancı şekillendiren öğretiler; tek bir felsefeden ibaret değildir. Hinduizm belki de bu şekilde hem teorik alanda hem de uygulamada farklılıklar içerdiğinden dolayı “dinler mozaiği” diye anılabilecek tek dinî gelenektir. Bu dinin bir kurucusu ya da kutsal kitabı yoktur. Rig Veda, Upanişadlar ve Bhagavad Gita; Hinduların kutsal metinleri olarak gösterilebilir. Çoğu dinlerin aksine Hinduizm, tek bir tanrıya tapınmayı öngörmez. Bir Hindu; Şiva, Vişnu, Rama, Krişna veya diğer tanrı ve tanrıçalara tapabilir ya da her ferdin içinde yer alan “Yüce Ruh”a veya “Yıkılmaz Ruh”a inanabilir ve hâlâ Hindu olarak anılabilir. Terazinin bir yanında nihaî hakikat yolunda bir arayış; diğer tarafında ise ruhlara, ağaçlara ve hayvanlara tapan mezhepler vardır. Hinduizm’de sadece tanrı ve tanrıçalarla ilgili değil; güneş, ay, gezegenler, nehirler, okyanuslar, ağaçlar ve hayvanlarla da ilgili festivaller (şenlik) ve törenler vardır. En popüler olanları Deepavali, Holi, Dussehra, Ganesh Chaturthi, Pongal, Janamasthmi ve Şiva Ratri festivalleridir. Hinduizmi ilginç kılan ve Hint geleneğini zenginleştirip renklendiren; bu sayısız şenlik etkinlikleridir.[5] Hint Mitolojisi ve Yaşayan Tanrılar Mahabharata ve Ramayana gibi destansı kahramanların ölümsüz olduğuna ve insanlar gibi hayatta olduklarına inanılır. Hinduizm tanrıları; hem insanüstü hem de insan gibidir ve onlara karşı ayrı bir sıcaklık ve aşinalık duygusu vardır. Ramayana kahramanı Rama; onur ve cesaret gibi nitelikleri temsil eder ve bir erkeklik modeli olarak görülür. Karısı Sita tipik bir Hint kadınıdır ve kocasıyla beraber sürgündeyken Lanka Kralı Ravana tarafından kaçırılmıştır. Sita’nın Rama ve kardeşi Lakşmana ve sadık maymunu Hanuman tarafından kurtarılışı, bu son derece ilginç hikâyenin etrafında örülmüştür. Bu destandan çeşitli hikâyeler, nesilden nesile anlatılagelmiştir. Dinî panayırlar, festivaller ve âyinler; bu efsaneleri canlı tutmuştur ve her etkinlik, eski hikâyelerin yeniden anlatılması için bir fırsat olmaktadır. Mahabharata’daki heyecan verici metinler; yakın akraba olan Pandavalar ve Kauravalar arasındaki hanedan kavgasının hikâyesini anlatır. Efendi Krişna, bu büyük destanda çok önemli bir rol oynar. Kendisi; Pandavalardan Arjuna’nın arkadaşı, rehberi ve filozofudur. Arjuna ise savaş alanlarında akrabalarını öldürmekte tereddüt gösterdiğinde ona bu tereddüdü aşmasında yardımcı olur. Krişna’nın hikmetli felsefesi ve öğretileri, Bhagavad Gita’da yazılmıştır. Krişna; çocukken tereyağı çalan, gençken de flüt çalıp yaramazlık yapan bir tanrı olarak bilinse de yetişkin yıllarında daha ciddî tarafının ön plana çıktığı hikmetli bir filozof olarak tasvir edilmiştir. Hindistan’ın tamamında, Hinduların taptığı birçok tanrı ve tanrıça vardır. Bunların arasında Hinduizm için en önemli olanı; sırasıyla yaratıcı, koruyucu ve yok edici olarak bilinen Brahma, Vişnu ve Şiva üçlemesidir. Brahma’nın pusuladaki dört yöne tekabül eden dört başı vardır. Hayatı ve tüm evreni yarattığına inanılır. Vişnu; doğum ve yeniden doğum devr-i dâimini yöneten koruyucudur. Ayrıca dünyayı kötü güçlerden korumak için çok defa dünyaya geldiğine dair bir inanış vardır. Rama ve Krişna’nın, Vişnu’nun tecessüm etmiş (cismaniyet kazanmış, bir bedene girmiş) hâli olduğu düşünülür. Genellikle boynuna sarılı bir kobra yılanı ile görülen Şiva; tüm kötülükleri yok eder ve birçok tecessümü vardır. Görülemeyen tanrılar, tanrısal güçleri simgeleyen birçok imge ve putlarla temsil edilir. Birçok put, tanımsız güzelliğe ve ihtişama sahip süslü tapınaklarda korunur. Hint tanrıları; tapınaklarda, karla kaplı tepelerde, nehirlerde, okyanuslarda ve Hintlerin zihinlerinde ve kalplerinde canlıdır.

İslam

İslam Hindistan’da 8. yüzyılın başlarında Arap tüccarlar aracılığıyla girdi, fakat gerçek etkinliğini 12. yüzyılda kazandı. Hindistan’ın Müslümanlaşması büyük çoğunlukla Türklerle olmuştur. İlk olarak Gaznelilerle başlayan Türk-İslam Devletleri zinciri Tuğluklular, Lodiler, Delhi Türk Sultanlığı ve son olarak Babür İmparatorluğu’yla 1858 senesinde sona ermiştir. İngilizlerin Babür devletini ortadan kaldırmasıyla Hindistan’daki 9 asırlık Türk-İslam hükümdarlığı da sona ermiştir. Türk sultanları içinde Gazneli Mahmut, Babür Şah, Ekber Şah en meşhur olanlarıdır. 17. asırda Hindistan’da yaşamış olan İmâm-ı Rabbânî Ahmed el- Farukî El Serhendi İslam’ın yayılmasında ve doğru bir şekilde yaşanmasında fazlasıyla etkili olmuştur. Yine bu dönemden önce de Türkistanlı alimlerin ve talebelerinin İslam’ın yayılmasında büyük katkıları olmuştur. Bunlardan en çok akla gelenleri Hoca Ahmed Yesevi, Muhammed Bahaüddin Nakş-ı Bend ve Abdülkadir Geylani’dir. Hinduizmin dalları olarak ortaya çıkan Budizm, Jainizm ve Sihizm’in aksine İslam’ın anlayışları, gelenekleri ve dini pratiği bu inanca mahsustur ve evrensel kardeşliği ve her şeye gücü yeten Allah’a teslimiyeti öngörür. 12. yüzyılda Müslüman akınları ve 16. ve 17. yüzyıllardaki Babürlü Türk idaresi Hindistan’da İslamiyet’in yayılışında etkili olmuştur. İslam’ın evrensel sevgi ve barışa yönelik mesajı daha sonraları tasavvuf ehlinin yardımlarıyla da yayılmıştır. Kabir ve Nanak gibi tasavvuf ehillerinin yaymış olduğu kardeşlik ruhu Hindistan’daki katı kast sisteminin çözülmesinde yardımcı olmuştur. İki inancın karşılıklı iletişimi hayatın ve kültürün her alanında Hindu ve İslami unsurların bir sentez oluşturmasını sağlamıştır. Günümüzde de 138 milyonla dünyanın 3. büyük Müslüman topluluğu Hindistan’da yaşamaktadır.

Sihizm

Sihizm olarak geçen Sıkh Dini; Hindistan ‘da takriben 1500 ‘lü yıllarda doğmuştur. Günümüz Hint Yarımadası ‘nda diğer dinlere nazaran daha aktif ve uzlaşmaz tutumu ile gündemde kalmaya çalışan Sıkh Dini, Hint Felsefesi’nden kaynaklanan Maya ve Nirvana tasavvurlarını benimsemiş olmakla tanınmıştır. Sihizm, günümüzde Hindistan’ın dini ve siyasi hayatında önemli yerini korumaktadır.

Hristiyanlık

Hristiyanlığın Hindistan’a Güney Hindistan’da bir müddet kalan ve büyük ihtimalle de orada ölen havarilerden Thomas ile geldiğine inanılır. Fakat ülkeye gelen ilk misyonerin Bartholomeo olduğunu düşünenler de vardır. Tarihi bilgilere göre Hindistan’daki misyoner etkinlikler 1544 yılında Francis Xavier’in gelişiyle başladı. Onu başta Portekiz’den, daha sonra da Danimarka, Hollanda, Almanya ve İngiltere gibi ülkelerden gelen misyonerler izledi. 18. ve 19. yüzyıllarda hem Katolik hem de Protestan misyonerler Hristiyan öğretilerini yaydılar. Bugünkü Hindistan toplumu üzerindeki modern etkilerde Hristiyanlığın payı da vardır. Hristiyan misyonerler tüm ülkede okullar ve kolejler açarak inanç ve iyi niyet mesajları yaydılar. Hristiyanlık ve öğretileri Mahatma Gandi de dahil olmak üzere birçok aydını ve düşünürü etkilemiştir. Bugün Hindistan’da 30 milyon kadar değişik mezheplerden Hristiyan vardır.

Budizm

Orta Yol Budizm, Hinduizmin bir kolu olarak ortaya çıkmış fakat zamanla tüm Asya’da yaygın hale gelmiştir. Bu inancın kurucusu Gautama Buddha’nın kişiliği ve öğretileri Japonya, Çin ve Asya’daki milyonlarca insanın hayatını aydınlatmıştır. Budizm ile Hinduizmin temel öğretileri arasında güçlü bir benzerlik vardır. Budizm devamsızlık ilkesi veya kanunu üzerine kurulmuştur. Buna göre, bazı şeyler diğerlerinden daha uzun sürse de, her şey değişime tabidir. Budizmin diğer temel ilkesi hiçbir şeyin tesadüfen meydana gelmediğini ileri süren sebep kanunudur. Tüm olayların meydan gelişlerindeki etken doğa güçlerinin yanında karmadır. Yok edilemez ruh ve yeniden doğum devr-i daimi kavramları bu iki temel felsefeden kaynaklanmaktadır. Buda, aşırı rahat düşkünlüğü ve her şeyden uzak durma iki uç nokta arasında dengeli ve ahenkli bir hayat tarzı olarak Orta Yol’u savunmuştur. Budizm dört Asil Gerçeğe dayanır: 1. Istırap evrenseldir, 2. Istırabın sebebi hırs ve aşırı arzudur, 3. Istırabın üstesinden gelinebilir ve önlenebilir, 4. Arzulardan sıyrılmak ıstırapları yok edebilir. Istırabı önlemek için kişi aşırı arzularına galip gelmelidir ki bu nirvanaya ulaşmayı ve aydınlanmanın tamamlanmasını sağlar.

NÜFUS

Hindistan 1,2 milyar nüfusu ile dünyadaki en büyük ikinci ülkedir. Son 50 yılda tıbbi gelişmeler, tarımsal verimlilik ve Yeşil Devrim nedeniyle Hindistan’da büyük bir nüfus artışı olmuştur. Hindistan’da kentsel nüfus 1991-2001 arasında %31,2 artarak çok büyük bir artış göstermiştir. 2001 yılında yapılan sayıma göre Hindistan nüfusunun %70’i kırsal kesimde, 285 milyon Hindistanlı ise kentlerde yaşıyor. Bombay, Delhi ve Kalküta Hindistan’ını en büyük üç şehridir. Hindistan’da okuryazarlık oran kadınlarda %53,7, erkeklerde %75,3 toplam nüfusta ise 64,8’dir.

KÜLTÜR

Hindistan din zenginliği ile birlikte bir kültür zenginliğine de sahiptir. Değişik dallarda kendi biçemine sahiptir.

Bunlardan bazıları:

  • Hint sineması
  • Hint mutfağı
  • Hint müziği
  • Hint dansı

Hint sineması

Hint sineması diye Hindistan yarımadasında üretilen sinema filmleri adlandırılır. Amerikan film üretiminin yanı sıra Hint Sineması sayısal olarak dünyada söz sahibi. Günde 3 film çekerek 1980’li yıllarda Amerikan Sinemasını dahi geçmişti.

Hint sineması değişik yerel prodüksiyonlar için kullanılan bir kavram. Bu prodüksiyonların genelde hem oyuncuları hem konuları hem de dilleri farklı oluyor. Buna rağmen karşılıklı fikir alışverişi oluyor. Bu produksyionların en önemlisi ve dünyada en çok tanınmışı Bollywood. Bunun yanı sıra Kollywood, Tollywood ve başka yerel prodüksiyonları da vardır.

Hint mutfağı

Hint mutfağı, genellikle bol baharatlı yemeklerden oluşan bir mutfaktır.

Tatlıdan tavuğa kadar tüm yemekler baharatlıdır. Tatlılar tarçın ağırlıklı ve tavuklar köri ağırlıklıdır. Hinduluk dini sebebiyle fazla dana eti kullanılmaz.Hint Mutfağı Tavuk eti ağrlıktadır. Aslında köri denilen bir baharat yoktur. “Köri”ler yemeğe göre değişiklik sergilemektedir. Örneğin bir tavuk ya da bir sebze yemeğinin “köri”si farklı olabilir. Hindistan’da bir restorana gidip Köri isterseniz kimse bir şey anlamaz. Genelde yemeğin sosunda “gravy” ya da “köri” denilmektedir. Diğer bütün yemekler gibi bunun adı bölgeden bölgeye değişebilmektedir.

Kuzey Hint mutfağı

Pencap mutfağı ile Babür saray mutfağının etkisi görülmektedir. Chapati, Naan ve Roti gibi ana yemekleriyle birlikte Dahi (yoğurt), Panīr (peynir) ve Ghee (tereyağı) gibi süt ürünleri, baharat olarak Kimyon, Kişniş, Tarçın ve Kakule kullanılmaktadır.

Güney Hint mutfağı

Kuzey Hint mutfağına göre daha vejetaryendir. Baharat miktarında azalma olmasına rağmen acı seviyesi daha yükselmektedir. Kuzey Hint mutfağına göre pirinç tüketimi fazla olmakla beraber, ekmeğin yerine daha çok pilav almaktadır.

Kaynak: Wikipedia dan yararlanılmıştır.

Proboscis_maymunu

Proboscis maymunu aynı zamanda uzun burunlu maymun olarak da bilinir. Bu maymun türünün en belirgin özelliklerinden biri erkeklerinin burunlarının oldukça uzun (7inch) olmasıdır. Bu burunlar hem çiftleşmede hem de uyarı çağrılarını genişletmek amacıyla oluşturulan bir çınlama çemberi olarak kullanılmaktadırlar. Herhangi bir nedenle huzursuz olursa maymunun burnu kanla dolar ve çıkardığı sesler daha gür ve belirgin bir hale gelir.

Erkek maymunlar dişilere nazaran çok daha büyüktürler ve boyutları 72 cm’i bulabilir kuyruğu ile bu uzunluk 75 cm’e kadar çıkar kiloları ise yaklaşık 25 kg’dır. Dişi maymunlar ise 60 cm uzunlukta ve 12 kg ağırlıktadırlar. Proboscis maymunları boyut olarak dişi ve erkek arasındaki farkın en belirgin olduğu maymun türüdür.

Proboscis maymununun aynı zamanda çok büyük bir midesi vardır. Sindirim sistemi kompartmanlara ayrılmıştır; bu kompartmanlarda bulunan bakteriler selülözü sindirir ve yapraklarda bulunan toksinleri etkisiz hale getirirler. Bu sayede maymun yaprak yiyebilir. Proboscis maymununun midesi tüm vücudunun dörtte birini oluşturur. Bu benzersiz sindirim sisteminin yan etkisi ise olgunlaşmış meyveleri sindiremiyor olmasıdır; bu nedenle proboscis maymununun diyetini tohum yaprak ve olgunlaşmamış meyveler oluşturur.
uzun-burunlu-maymun

Dişiler 5 yaşındayken cinsel olgunluğa ulaşırlar. Genel olarak Kasım – Şubat ayları arasında olan çiftleşme döneminde birleşme sadece yarım dakika sürer ve yeni bireyin doğması Mart – Mayıs aylarında gerçekleşir (170 – 200 gün).

Borneo adasında endemik olan bu tür ayrıca Burnei, Endonezya ve Malezyada’da bulunabilir. Genel olarak sahillerde ve nehir kenarlarında yaşarlar. Ayrıca bataklık ormanları, bodur bataklık ormanları, kauçuk ormanları, kalker tepe ormanlar, tropikal ormanlar ve sarp kayalıklarda da bulunabilirler. Suya oldukça yakın yaşamayı tercih ederler yani en sucul primatlardandırlar ve iyi de yüzücüdürler. Su altında 20 metre kadar yüzebilmektedirler. Sucul olmalarından dolayı, bazılarının baş avcılarından olan timsahlardan kaçabilmeleri için ayakları perdeli bir şekilde evrimleşmiştir.

Bir çok enteresan özelliği olan bu türün bir diğer enteresan özeliği de mevsimsel olarak diyetlerini değiştirmeleridir. Ocak – Mayıs ayları arasında meyve yerlerken Haziran ve Aralık ayları arasında yaprak yemektedirler.

Fakat ne yazık ki insanoğlu bu türün de sonunu getirmek üzere… Koruma altına alınan türlerden biri olan Nasalis larvatus’un 1977 yılında 6.400 civarında bulunduğu tahmin edilirken, son yapılan sayımlarda bu sayının 1.000e gerilediği görülmüştür. Borneo’da bu türü avlama yasağı getirlimiştir.

Sinekkapan bitki

Sinekkapan bitkisi veya Venüs Sinek Kapanı veya Böcekkapan bitkisi, Dionaea muscipula familyasından, ABD’nin güneydoğusundaki sulak alanlarda yetişen, böcek ve örümcekgiller ile beslenen bir bitki. Çok yıllık bir bitki olan sinekkapan, etçil bir bitkidir. Dikenli yapraklarını kapatarak, yaprağın üzerinde bulunan avını sıkıştırır. Özel sindirici sıvı salgılayarak avını öldürür ve beş ila yirmi gün arasında sindirir. Araştırmalar sonucunda böcekkapan bitkisinde elektrik içeren bir mekanizmanın olduğu iddia edilmiştir. Bitki yapraklarının iki ucunda yer alan üçgen şeklindeki üçer tüyün, fiziksel uyarımları elektriksel uyarılara dönüştürebilme özelliği olduğu ve avın yaprak üzerindeki hareketi ile bitkinin elektrik mekanizmasını kullanarak avını yakalayabildiği saptanmıştır.

Sinek Kapan bitkisi peat moss adı verilen baltık torfunda yaşar. Bu torf minerallerden arınmıştır. Bitki kökü ile alamadığı besini alabilmek için evrimleşmiş ve kapan ile avlarını yakalamaya adapte olmuştur. Bitki gereken tüm ihtiyaçlarını kapanları sayesinde almaktadır.

Sinekkapanın rozet biçiminde yayılmış dört ile sekiz yaprağı ve şemsiyemsi beyaz çiçeklerle son bulan bir sapı bulunur. Her yaprağın ayası uca doğru ip gibi uzar. Bunun iki yanında bir menteşenin iki kanadı gibi bakışımlı ve yassı iki lop yer alır. Lopların kenarları kıllarla çevrilidir. Üst yüzlerinin ortasına doğru en küçük temasa bile duyarlı, üç sert kıl vardır. Bir böcek bu kıllardan birine bir kez dokunursa kapan kapanmaz. Bir kıla dokunduktan sonra başka bir kıla veya yirmi saniye içinde tekrar aynı kıla dokunursa kapan menteşemsi iki kanadı harekete geçerek üst üste gelir ve kenardaki kıllar birbirine girerek hayvanı içeriye hapseder. Bunun amacı yanlış alarmları önlemektir.

Tuzağın dişleri aralık kalacak şekilde kapanır. Bu sayede yaprakta yer alan büyük av küçük aralıktan kaçamazken, küçüklerin kaçmasına izin verilmiş olur. Bitkinin kapanı yalnızca üç defa tuzak kurabilir ve bitki bu yüzden büyük avları tercih eder. Kapanın kapanma hızı, nem miktarı, ışık, avın boyutu ve genel yetişme koşulları gibi etkenlere bağlı olarak değişebilir. Yaprak üzerindeki avın kaçmak için çırpınma hareketi, bitkinin avını daha kolay sindirmesine yardımcı olur. Yaprağın üzerinde bulunan çok sayıda küçük salgı bezi, proteolitik, asitli bir öz su salgılar. Bu sıvı, böceği öldürerek yumuşak kısımlarını eritir, bitki bu erime ürününü soğurur ve tuzak birkaç hafta sonra tekrar açılır. Kuruyan kapanlar bitkiye zarar vermemesi için kesilir. Her kapanın sadece bir kerelik ömrü yoktur. Yağmur suları kapanı tetiklemez. Yanlışlıkla kapanan kapanlar yaklaşık yarım saatte açılır. Bitkinin üzerinde geliştiği turbalı toprakların azot eksikliğini gidermek üzere bu şekilde elde edilen azotlu besinleri kullandığı sanılmaktadır, ama bu kesin bir olgu değildir.

Bilim insanları, sinekkapan bitkisinin Drosera (sundews) ile yakından ilişkili olduğu sonucuna varmışlardır.

Sinekkapan bitkileri, tohumdan yetiştiği zaman dört veya beş yılda olgunluğa ulaşırlar. Doğru koşullarda yetiştiği takdirde ise yirmi ila otuz sene yaşayabilirler. Sinekkapan bitkisi, kış aylarında domancy ismi verilen bir kış uykusuna yatarlar. Bu uyku döneminde kapanları kararır ve dökülür, bitki normal görünümünden uzaklaşır. Bahar ayı geldiğinde ise bitki tekrar yeni kapanlar oluşturarak eski görünümüne kavuşur. Genç bitkiler ilk birkaç sene boyunca kış uykusuna ihtiyaç duymazlar.

baş ağrısı

Baş ağrıları çeşitli nedenlerden kaynaklanır. Bunlar; şöyle sıralanabilir. Aşırı yemekten sonra görülen veya açlıktan kaynaklanan baş ağrıları. Göz, kulak veya burun hastalıklarından kaynaklanan baş ağrıları. Ateşli hastalıkların neden olduğu baş ağrıları. Alkol kullanmanın neden olduğu baş ağrıları. Kafa bölgesinde meydana gelen, kırık, ezik, çatlak veya sarsıntılardan kaynaklanan baş ağrıları. Beyin urlarının neden olduğu baş ağrıları. Kahve tiryakilerinde kahvesizlikten doğan baş ağrıları. Kabızlık çekenlerde görülen baş ağrıları. Saralılarda görülen baş ağrıları. Çikolata, sarımsak, lahana, yeşil biber, kuru yemiş yedikten sonra görülen, alerjik baş ağrıları. Menenjit hastalığının neden olduğu baş ağrıları. Fazla miktarda şekerli yiyecek yemekten doğan baş ağrıları. Diş hastalıklarının neden olduğu baş ağrıları. Fazla çalışma ve ruhi çöküntülerin neden olduğu baş ağrıları. Baş ağrılarının gerçek nedenini bulabilmek için mutlaka doktora başvurulmalıdır

İnsanoğlu beynin sırlarını hala tam anlamıyla çözebilmiş değil. Çözemediği sırları Mikelanjelo’ nun tablosundaki mistik, Tanrısal görüntü ile bir nebze olsun anlatmaya çalışmışlar. Beyin kadar baş ağrıları da tam anlamıyla izah edilebilmiş değil. Buna karşılık ağrı kliniklerine en çok başvuran hastaların başında, baş ağrısından yakınanlar gelmektedir. Burada sizlere baş ağrısı konusunda detaylı tıbbi bilgi vermek istemiyorum. Günlük hayatta size yardımcı olabilecek tarzda bazı özet bilgileri tıbbi lisan kullanmadan vermeye çalışacağım. Baş ağrılarını ana hatları ile ikiye ayırabiliriz.

1- BEYİNİN DİREKT OLARAK HASTALANMASIYLA OLUŞAN AĞRILAR
2- BEYİN DIŞI SEBEPLERE BAĞLI OLARAK OLUŞAN BAŞ AĞRILARI

BİRİNCİ GRUP Doğrudan beynin hastalanması söz konusudur. Örneğin; beyin tümörleri. Kafa içinde büyüyen tümörler beyine baskı yaparak baş ağrılarına sebep olurlar. Yine kafa içinde gelişen bazı beyin kanamaları zaman içerisinde büyüyerek beyine bası yapar ve baş ağrılarına sebep olurlar. Beyin damarlarının ani daralma ve gevşemesi neticesinde Migren adı verilen baş ağrıları ortaya çıkabilir. Bütün bu sebepler beyinin doğrudan kendi yapısındaki nedeniyle oluşmaktadır. Burada önemli olan bu gruptaki baş ağrılarının son derece önemli sebeplere bağlı olmasıdır. Teşhis ve tedavi edilmedikleri taktirde hastanın ölümüne kadar varan kötü sonuçlar ortaya çıkabilecektir.

İKİNCİ GRUP Bu gurupta beyin sağlamdır. Kafa içinde baş ağrısı yapacak bir hastalık yoktur. Baş ağrısı tamamen beyin dışı sebepler bağlıdır.

Örneğin HİSTERİK BAŞ AĞRILARI.. Tamamen psikolojik, sinirsel nedenlerle meydana gelir. Kas kasılması, yüz, boyun, baş kaslarının aşırı kasılmasına bağlıdır. Yani olay tamamen beyinin organik yapısı dışındadır. Bu nedenle birinci grup kadar riskli değildir.

BAŞ AĞRISINDA ÖNEMLİ OLAN, ÖNCELİKLE AĞRININ HANGİ GURUBA GİRDİĞİNİ TESPİT ETMEKTİR. Prensip olarak uzun süreli baş ağrısı olan her hastaya öncelikle bilgisayarlı beyin tomografisi çekilmesini öneriyorum.